loader

Köşe Yazıları

Sonsuza dek “evet”

Sonsuza dek “evet”

Sonsuza dek “evet”

 

 

Hayatımıza hiç kimse tesadüfen girmiyor. Her şeyin ve herkesin hayatımıza girmesinin bir sebebi var. Birçok şey öğreniyoruz, yaşadıklarımızla veyayaşayamadıklarımızla. Belki de yaşayabildiğimiz en kötü şeyi yaşadığımızı düşünüyoruz. “Bundan daha kötüsü asla olamaz” dediğimiz ne varsa daha da kötüsünü yaşadık belki de öyle değil mi?

Onun hayatına ben kesinlikle tesadüfen girmemiştim. Savrulup giden, kimliğini kaybetmiş, nerde olduğunu ne yaptığını asla bilemeyen bir adamın hayatındaki o beyaz ışıktım. O yerini ve kimliğini çoktan buldu. Bense onun sayesinde kimliğimi kaybedip savrulmaya başlamıştım. Peki ya ben neden onunla sınanıp kaybolmaya başlamıştım?

Hayatın sürprizleri asla bitmiyordu. Şimdi kayboluşumun sebebinin aslında gerçek kimliğimi bulmam için olduğunu anladım. Sadece sevmenin yetmediği bir dünyada, asıl meselenin ikiz ruhunu bulabilmek olduğunu da…

Çocukluğumuzdan beri, hep ruh eşimizi bulup onunla evlenebilmenin hayaliyle yaşarız. Kimdir ki bu ruh eşi? Nasıl buluruz? Ya da onun olduğunu nasıl anlarız?

“İlişkilerin başlarında karşı tarafa kendini göstermek ve tanıtmak için genellikle kusursuz gibi görünmeye çalışırız. Kötü huylar söylenmez ve saklanmaya gayret edilir. Ruh eşi bulunduğu zaman işte bu tip saklanmalara hiç gerek olmaz. Kendiniz gibi, en doğal haliniz ile onunla zaman geçirebilirsiniz. Kendinizi değiştirmenize ya da farklı biri gibi görünmenize hiç gerek kalmaz. Kendinizi onun yanında çok rahat hissedebilirsiniz.Birbirinizden aslında çok farklı ve hatta zıt karakterler bile olabilirsiniz. Ancak ruh ikinizin yanında hisleriniz çok kuvvetlidir ve ne olursa olsun onun yaptığı hareketler size batmaz. Tüm farklı özelliklerinize rağmen ortak noktada buluşup, aynı şeyleri hissetmeyi başarabilirsiniz.”

Geçmiş yıllardan gelen bir deyiş vardır ya hani “Doğru kişi geldiği zaman anlayacaksın” derler…

Hissediyorsun. Tüm o savruluşların, dibe batışların ve hatta karanlıkta kayboluşların ardından gelen bembeyaz ışığının mutlu sonun olduğunu. O ışığın ardında gümüş tepsideki kırmızı kurdeleli yüzük sonsuzluğu çağrıştırdı bana. Sanki bir daha asla savrulmayacakmış, kaybolmayacakmış gibi, öylesine sihirli ve güçlü.

Aradığım ama her bulduğumu sandığım anda karanlıkta kaybolduğum, o doğru kişiyi işte bulmuştum. Geçmiş yıllarda kim söylediyse çok doğru söylemiş. Bulduğumu zannettiğim kim varsa karanlıkta kaybolup gitmişti.

Işığıyla gelen o adamı görür görmez “anladım”

İşte bu adam benim soyadımla birlikte hayatımı değiştirecek ve masalımı mutlu sonla bitirecek o soruyu sormuştu. Mutluluğunu ömür boyu paylaşmaya hazır mıydım?

Sanıyorum sonsuza dek “Evet!”

 Mutlu Son..

 


Yorum Yap